En İyi Sorular
Zaman Çizelgesi
Sohbet
Bakış Açıları
Buhara köle ticareti
19. yüzyıla kadar Buhara'da köle ticareti Vikipedi'den, özgür ansiklopediden
Remove ads
Buhara köle ticareti, Orta Asya'da Buhara (günümüzde Özbekistan) kentinde antik çağlardan 19. yüzyıla kadar yapılan tarihi köle ticaretini ifade etmek için kullanılır. Buhara ve yakınındaki Hive, 19. yüzyılın sonlarında Rus İmparatorluğu'nun Orta Asya'yı işgaline kadar yüzyıllar boyunca Orta Asya'nın en önemli köle ticareti merkezleri olarak biliniyordu.










Buhara şehri, Avrupa ve Asya arasında köle ticaretinin yapıldığı eski İpek Yolu üzerinde önemli bir ticaret merkeziydi. Orta Çağ'da Buhara, Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar arasındaki dinsel sınırın üzerinde yer alıyordu ve Müslümanlar tarafından Müslüman olmayanların köleleştirmesinin meşru hedefi olarak görülüyordu; doğunun "Kubbetü’l-İslâm”ı olarak anılıyordu. Kiev Ruslarından sakaliba (Avrupa) köleleri satın alıp Orta Doğu'ya satan Sâmânî İmparatorluğu'nun büyük köle ticaretinin merkezi haline gelmiş ve bu şekilde sakaliba kölelerinin Müslüman dünyasına giden ana ticaret yollarından birini oluşturmuştur. Gazneliler Devleti'nin fetih ve yağmalamaları sonucu 10. ve 11. yüzyıllarda Hindistan'dan çok sayıda köle Buhara pazarlarına getirilmiştir. Buhara aynı zamanda Orta Asya'dan Ortadoğu ve Hindistan'a Müslüman olmayan Türk kölelerin ticaretinin merkezi olmuş; yüzyıllar boyunca buralardaki ana etnik grubu Gulâm (askeri köleler) oluşturmuştur.
Erken modern çağda, aynı dönemdeki Buhara Emirliği, yakınlardaki Hive Hanlığı ile köle ticaretinde rekabete girmesine rağmen Orta Asya ve Orta Doğu'ya Müslüman olmayan köleler için önemli bir köle ticaret merkezi olarak işlevini sürdürmüştür. Bu dönemde başlıca ticaret konusu olan demografik yapı, Karadeniz'deki Kırım köle ticaretiyle elde edilen Hıristiyan Doğu Avrupalılar, putperest olarak görülen ve kölelikleri yerel Sünni otoriteler tarafından meşru kabul edilen Şii Farslar ile baskınlar ve ticaret yoluyla elde edilen Hindu Hintlilerden oluşmaktaydı. Buhara köle ticareti, 1873 yılında Ruslar tarafından Buhara Emirliği yıkılana kadar kadar devam etmiştir.
Remove ads
Arka plan
Buhara, antik çağlardan beri İpek Yolu üzerinde bulunan ve ticaretin merkezi olan bir şehirdi. Buhara'nın en azından M.Ö. 6. yüzyıldan beri bilindiği bilinmektedir. Şehir antik çağda Fars ve Birinci Türk Kağanlığı'nın bir parçası olmuştur.
Ortaçağ'da, Müslüman Arapların İran'ı fethetmesiyle şehir düşmüş ve Sâmânî İmparatorluğu döneminde bağımsızlığını kazanana kadar Abbasiler'in bir parçası olmuştur. Buhara, Orta Asya'da İslam'ın merkezi veya doğunun "Kubbetü’l-İslâm”ı olarak anılmıştır.[1]
Remove ads
Antik Çağ
Akdeniz dünyasını Doğu Asya'daki Çin'e bağlayan antik İpek Yolu'nun M.Ö. 3. yüzyıla dayandığı düşünülmektedir; zira Roma'da bulunan Çin ipeğinin M.Ö. 200 civarına tarihlendiği bulunmuştur.[2] İpek Yolu, iki güzergah üzerinden Akdeniz dünyasına bağlanıyordu; bu güzergahlar Buhara'da birleşiyordu ve bu nedenle Buhara İpek Yolu ticaretinin önemli bir merkez konumundaydı.
İpek Yolu Çin'den Tanrı Dağları, Hami, Turfan, Almalık, Taşkent, Semerkant ve son olarak Buhara'ya oradan Merv üzerinden Antakya, Trabzon veya Halep'e giden güney yolu ile Buhara'dan Karakum Çölü üzerinden Hazar Denizi, Astrahan ve Karadeniz'e yakın Kazan'a giden kuzey yolu olarak devam ederek iki ana yola ayrılıyordu.[2]
İpek Yolu yalnızca tekstil, mücevher, metal ve kozmetik ürünlerin ticareti yapılmıyordu, aynı zamanda köleler de satıyordu.[2] İpek Yolu köle ticaretini Buhara köle ticaretine ve Karadeniz köle ticaretine bağlamaktadır.
Remove ads
Sâmânî İmparatorluğu (9.-10. yüzyıllar)
Özetle
Bakış açısı
Buhara, Sâmânî İmparatorluğu'nun başkentiydi. Sâmânî İmparatorluğu döneminde Buhara, Orta Asya'da köle ticaretinin önemli merkezlerinden birisiydi. Sâmânî İmparatorluğu, İslam dünyasına köle tedarikinde kilit bir rol oynayabilecek coğrafi olarak stratejik olarak iyi bir konumdaydı çünkü Dârülislâm (Müslüman dünyası) ile Dârülharb (İslam hukukuna göre Müslüman dünyasına köle tedarikinde meşru hedef olan gayrimüslim kâfirlerin dünyası) arasındaki dini sınır bölgesinde yer alıyordu.[3]
10. yüzyılın sonlarında başlayan bu akınlar, Gazneli güçlerinin Pencap bölgesi ve Kuzey Hindistan da dahil olmak üzere Hint alt kıtasının derinliklerine nüfuz etmesiyle beraber Güney Asya tarihinde önemli bir dönemi başlatmıştır. Bu seferlerin temel amaçları arasında servet ve köle elde etmek, İslam'ı yaymak ve bölgede Gazneli yönetimini tesis etmek vardı.
Köleler, çeşitli müslüman olmayan ülkelerden Buhara'ya ve Buhara'dan İran üzerinden Ortadoğu'ya, Hindukuş Dağları (bugünkü Afganistan) üzerinden Hindistan'a getiriliyorlardı. Müslüman topraklarındaki diğer dini sınır bölgelerinde de durum aynıydı; bunlar da köle ticaretinin merkezleriydiler; buna örnek İspanya'daki Endülüs, Müslüman Kuzey Afrika ve Müslüman Doğu Afrika'ydı. Müslüman Kuzey Afrika, Sahra-ötesi ve Kızıldeniz köle ticaretinin; Müslüman Doğu Afrika Hint Okyanusu köle ticaretinin merkeziydiler.
Sâmânî köle ticareti, Abbasiler döneminde Müslüman pazarına köle sağlayan iki büyük tedarikçiden biriydi; diğeri ise Avrasya'nın kuzeyinden ele geçirilen Slavlar ve kabile üyelerini köleleştiren Hazar köle ticaretiydi.[4] Sâmânî köle ticareti, Prag köle ticareti ve Balkan köle ticaretinin yanı sıra, Avrupa'dan sakaliba kölelerinin İslami Ortadoğu'ya taşınmasının başlıca yollarından birisiydi.
Samaniler, topraklarındaki transit köle ticaretini düzenliyor ve her köle çocuk için 70-100 dirhemlik bir ücret ve bir cevâz talep ediyordu; her köle kız için aynı ücreti alıyor ancak cevâz vermiyordu; ve her yetişkin kadın için daha düşük bir ücret, 20-30 dirhem, talep ediyordu.[5]
Hint halkı
Savaş ve vergi geliri politikaları Hindu Hintlilerin Orta Asya köle pazarı için köleleştirilmesinin nedeniydi; böylece Emevilerin 8. yüzyılda Sindh'i fethi sırasında, Emevi komutanı Muhammed bin Kasım'ın ordularının on binlerce Hintli sivili ve askeri köleleştirdi.[6]
11. yüzyılda Hindistan yapılan Gazneli seferleri sırasında, yüz binlerce Hintli esir alınmış ve Orta Asya köle pazarlarında satılmıştır. 1014'te "İslam ordusu Gazne'ye yaklaşık 200.000 esir (qarib do sit hazar banda) ve çok fazla zenginlik getirmiş, böylece başkent bir Hint şehri gibi görünmüş, kamptaki hiçbir asker zenginlikten veya çok sayıda köleden yoksun olmamıştır" ve Gazneli hükümdarı Sultan İbrahim'in kuzeybatı Hindistan'daki Multan bölgesine yaptığı sefer sırasında 100.000 esir Orta Asya'ya geri getirilmiş ve Gaznelilerin "beş yüz bin köle, güzel erkek ve kadın" ele geçirdiği rivayet edilir.[6] Mahmud Gaznevî'nin orduları 1018-1019'da Hindistan'a yaptığı on ikinci seferde o kadar çok Hintli köle ele geçirdi ki fiyatlar düştü ve el-Utbi'ye göre "uzak şehirlerden tüccarlar köleleri satın almak için geldiler, böylece Mâverâünnehir (Orta Asya), Irak ve Horasan ülkeleri kölelerle dolmuş ve açık tenli ile koyu tenli, zengin ile fakir tek bir kölelikte birleşmiştir".[6]
Viking köle ticareti
Sâmânî İmparatorluğu'nun İskandinav ve Baltık ülkeleri ile önemli ticari ilişkileri vardı ve bu ülkelerde çok sayıda Sâmânî sikkesi bulunmuştur. Erken Orta Çağ boyunca Vikingler, Avrupa'da ele geçirdikleri köleleri Vikingler, Avrupa'da ele geçirdikleri köleleri Hazar Denizi yoluyla İran'a, Sâmânî İmparatorluğu üzerinden Ortadoğu'daki Abbasi Halifeliği'ne ihraç ettiler. Sâmânî İmparatorluğu, iki önemli varış noktasından birisiydi. Diğer yol ise Dinyeper ve Karadeniz köle ticareti yoluyla Bizans İmparatorluğu'na ve Akdeniz'e gidiyordu.[7][8]
Müslümanların, diğer Müslümanları köleleştirmesi İslam hukukunda yasaklamıştır. Bu nedenle İslam topraklarında gayrimüslim kölelere olan talep büyüktü. Vikingler, hem Hristiyan hem de Pagan Avrupalı esirleri Müslümanlara sattılar. Müslümanlar da onlara saqaliba adını verdiler. Bu köleler büyük ihtimalle hem pagan Slav, Fin ve Baltık Doğu Avrupalılardı[9] hem de Hristiyan Avrupalılardı.[10]
İrlanda gibi Avrupa'nın her yerinde Viking akınları sırasında esir alınan kişiler, Dublin köle ticareti[11] yoluyla Mağribi İspanya'ya satılabilir veya İskandinavya'daki Hedeby veya Brännö'ye ve oradan da Volga ticaret yolu ile günümüz Rusya'sına nakledilebilirdi; burada köleler ve kürkler, Birka, Wolin ve Dublin'de bulunan Arap gümüş dirhemi ve ipek karşılığında Müslüman tüccarlara satılırdı;[12] başlangıçta Avrupa ile Abbasi Halifeliği arasındaki bu ticaret yolu Hazar Kağanlığı'ndan geçiyordu[13] ancak 10. yüzyılın başlarından itibaren Volga Bulgaristanı üzerinden ve oradan kervanla Harezm'e, Orta Asya'daki Sâmânî köle pazarına ve son olarak İran üzerinden Abbasi Halifeliği'ne devam etmiştir.[14] Ayrıca Vikingler, Madyarlar, Hazarlar ve Volga Bulgarları, Slav Paganlarını esir alınıp köleleştirildiler ve Volga Bulgaristan'ına götürüldüler; burada Müslüman köle tüccarlarına satıldılar ve Harezm ve Sâmânîlere götürüldüler; küçük bir kısmı ise Bizans İmparatorluğu'na gönderilmiştir.[15] Bu önemli bir ticaretti; Avrupa'da bulunan Arap gümüşünün ana kaynağı bu rota üzerinden Sâmânîlerdi.[14] İbn Fadlan, bu ticaretteki önemi nedeniyle Volga Bulgar hükümdarından "Saqaliba Kralı" olarak bahsetmiştir.[14]
Vikingler ile Orta Asya'daki Müslümanlar arasındaki köle ticaretinin en azından 786 ile 1009 yılları arasında gerçekleştiği bilinmektedir, zira bu yıllarda İskandinavya'da büyük miktarda Sâmânî gümüş sikkesi bulunmuştur ve Vikinglerin Avrupa'nın dört bir yanındaki akınları sırasında esir aldıkları kişiler büyük ihtimalle İslami Orta Asya'da satılmıştır; bu köle ticareti o kadar kazançlı olmuştur ki Vikinglerin Avrupa'nın dört bir yanındaki akınlarının nedeni olabilir ve Vikingler tarafından İslami dünyayla köle ticareti için bir köle tedarik kaynağı olarak kullanılmıştır.[16]
Vikingler ile Buhara arasında günümüz Rusya'sı üzerinden yapılan köle ticareti, Vikinglerin 11. yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmesiyle sona ermiştir. Ancak Doğu Avrupalılar hâlâ Orta Asya'ya köle ticareti yoluyla ihraç ediliyorlardı. 12. yüzyılda Rus prenslikleri arasındaki süren savaş sırasında Rus prensleri, Kuman (Kıpçak) müttefiklerinin, karşıt Rus prensliklerinin topraklarından köylüleri köleleştirmelerine ve onları Orta Asya'daki köle tüccarlarına satmalarına izin vermişlerdir.[17]
Türk halkları
Sâmânî İmparatorluğu'nun köle ihtiyacının başlıca kaynağı, Avrasya steplerindeki Müslüman olmayan Türk halklarıydı. Hem satın alınıyor hem de düzenli olarak binlerce köle baskınında kaçırılarak Buhara köle olarak tedarik ediliyorlardı.[3]
Sâmânî Devleti'nin en büyük köle temini, Türk köle ticaretiydi. 13. yüzyıla kadar Türk halklarının çoğunluğu Müslüman değildi; Tengricilik, Budizm ve çeşitli animizm ve şamanizm inançlarına inanıyorlardı; bu da onları kâfir yapıyordu ve dolayısıyla İslam hukukuna göre köleleştirilmeleri meşrulaşıyordu. Ortaçağ İslam dünyasında "beyaz" olarak adlandırılan kölelerin çoğu Türk kökenlidir.
7. yüzyıldan itibaren, ilk İslami askeri seferler Kafkasya ve Orta Asya'daki Türk topraklarına doğru yürütüldüğünde, Türk halkı savaş esiri olarak köleleştirildi ve daha sonra köle baskınları yoluyla Güney Rusya ve Kafkasya üzerinden Azerbaycan'a ve Karazm ve Mâverâünnehir üzerinden Horasan ve İran'a köle olarak kaçırıldılar;[5] 706'da Arap valisi Kuteybe bin Müslim, Soğd'daki Baykand'daki tüm erkekleri öldürmüş ve tüm kadınları ve çocukları köle olarak Emevi İmparatorluğu'na götürmüştür;[5][18] 676'da Buhara kraliçesinden esir alınan seksen Türk soylusu Horasan valisi Said bin Osman'a tarım kölesi olarak kaçırılmış ve burada köle sahiplerini öldürmüşler ve sonra intihar etmişlerdir.[5][19]
Askeri seferler, yavaş yavaş Orta Asya bozkırındaki "kâfir topraklarına" (dârülharb) Müslüman olmayan Türklere yönelik salt ticari Müslüman köle baskınlarıyla yer değiştirmiş ve bunun sonucunda Buhara, Darband, Semerkant, Kīš ve Nesef'teki Müslüman köle pazarlarına sürekli bir Türk akışı olmuştur.[5] Müslüman köle tüccarları tarafından yapılan köle baskınlarının yanı sıra, bozkırlarda Türk halkları arasında yaşanan savaşlar sonrasında Türk esirler de savaş esiri olarak köle ticaretine dahil edilmiş (Sebüktigin örneğinde olduğu gibi) ve bazı durumlarda kendi aileleri tarafından satılmıştır.[5]
Belâzürî, Halife Memûn'un Horasan'daki valilerine, İslam'a boyun eğmeyen Mâverâünnehir halkına baskınlar düzenlemeleri için mektuplar yazdığını şu şekilde anlatır:
"Mutasım halife olduğunda aynısını yaptı, öyle ki askeri liderlerinin çoğu Mâverâünnehir'den geliyordu: Soğdlular, Ferhanlılar, Uşrusanlar, Şaş halkı ve diğerleri [hatta] kralları bile ona geldi. İslam orada yaşayanlar arasında yayıldı, bu yüzden orada yaşayan Türklere baskınlar düzenlemeye başladılar".[20]
Türk köleler, Sâmânî köle ticaretinin başlıca kaynağıydı ve düzenli olarak Abbasi başkenti Bağdat'a gönderilen toprak vergisinin bir parçasını oluşturuyordu; coğrafyacı Makdisî (yaklaşık 375/985), kendi zamanında yıllık verginin (haraç) 1.020 köleyi içerdiğini belirtmiştir.[5] 9. yüzyılda bir Türk kölenin ortalama fiyatı 300 dirhemdi, ancak bir Türk kölesinin fiyatı 3.000 dinara kadar çıkabiliyordu.[5]
Sâmânî Devleti'nin yıkılmasından sonra bile Buhara üzerinden Türk köle ticareti yüzyıllarca devam etmiştir.
Köle pazarı
Köleler hem Sâmânî İmparatorluğu'nda iç pazarı için Buhara köle pazarında satılıyor, hem de köle tüccarlarına satılıyor ve Orta Doğu'daki diğer ülkelere, özellikle Abbasiler Halifeliğine ihraç ediliyorlardı.[3]
Müslüman dünyasında, kadınlar ev hizmetçisi ve cariye (seks kölesi) olarak, erkekleri ise hadım, işçi ve köle asker olarak kullanmaya öncelik veriliyordu.
Cinsel köle pazarında, Müslüman dünyasının haremlerinde açık tenli kızlar, Sahra-ötesi ile Kızıldeniz köle ticaretinden gelen Afrikalı kadınlara göre daha ayrıcalıklı kabul ediliyordu ve Avrupalı kadınlar popülerdi, ancak Türk kızları daha yaygın bir etnik kökendi.
Türk erkek köleler, bozkırın zorlu yaşam tarzındaki geçmiş yaşamları nedeniyle köle asker olarak son derece uygun kabul ediliyorlardı; bu, el-Cahiz'in Resāla fī manāqeb al-Tork wa ʿāmmat jond al-ḵelāfa ("Türklerin üstünlükleri üzerine mektup") adlı eserinde tanımladığı bir klişeydi; bu eserde Türkleri sadık ve "efendilerine karşı tek fikirli bir bağlılık" gösteren, köle oldukları ve bu nedenle kendi ailelerine karşı hiçbir sadakatleri olmayan kişiler olarak nitelendiriliyordu.[5] Bağdat'taki gulâm köle askerlerinden oluşan Abbasi Ordusu'na özellikle Türk erkekler tercih ediliyordu.[3] Memlük askerleri, Ziyadi hanedanlığı (818-981) sırasında Yemen'e getirildiler[21] ve Türk köle askerler, başlangıçtan itibaren popüler bir hale gelmiş ve nihayetinde bu köle kategorisi için tercih edilen etnik köken haline gelmiştir.[22]
Köle askerlere ek olarak, Türk erkek köleler de saray köleleri olarak da popülerdiler; Türk köleler, Mahmud Gaznevî gibi hükümdarlara şarap taşıyıcısı olarak hizmet ediyorlardı; Sultan Mahmud'un Türk şarap taşıyıcısı ve gözdesi Ayâz bin Aymak, Gazneli sarayında siyasi bir rol oynuyordu.[5]
Köle ticareti, Sâmânî İmparatorluğu'nun ana ticaret geliriydi[3] ve köle ticaretinin yanı sıra tarım ve diğer ticaret devletin ekonomik temelini oluşturuyordu.[3]
Remove ads
Çağatay Hanlığı ve Timur İmparatorluğu (13. – 15. yüzyıllar)
Özetle
Bakış açısı
Orta Asya'nın Moğollar tarafından istilası sırasında Buhara, Harezmşahlar Devleti'nin elindeydi. Şehir, Orta Asya'da köle ticaretinin merkezi olarak hâlâ canlılığını sürdürüyordu. Harezmşahlar'ın Moğollar tarafından istilası sırasında, Buhara, 1220 yılının Şubat ayındaki kuşatması sonrası yağmalanmıştır. Moğol İmparatorluğu'nun fethinden sonra Buhara, Çağatay Hanlığı'nın (1266-1347) ve ardından Timur İmparatorluğu'nun (1370-1501) egemenliğine girmiştir.
Köle ticareti
Buhara, 1220 yılında Moğollar tarafından yağmalandıktan sonra yeniden inşa edilmiştir. Yüzyıllar boyunca Orta Asya'nın önemli köle ticaretinin merkezi olan Buhara, Moğol İmparatorluğu'nun geniş köle ticareti ağına entegre olmuştur. Moğol İmparatorluğu, sürekli Moğol istilaları ve fetihleri sırasında esirlerle büyük çaplı bir uluslararası köle ticareti yürütmüş ve imparatorluğun bir ucundan diğer ucuna köle ticareti yapmak için bir şehir ağı kurmuştur.[23] Bu ağ, Müslüman köleleri Hristiyan topraklarına, Hristiyan köleleri de Müslüman topraklarına kaçırmak gibi kölelerin en çok talep gördüğü köle pazarlarına farklı kategorilerden köleleri sokmak için işlev görüyordu.[23]
Moğol İmparatorluğu'nun köle ticaret ağı, Kuzey Çin'den Kuzey Hindistan'a; Kuzey Hindistan'dan İran ve Orta Asya üzerinden Orta Doğu'ya bir rota ve Orta Asya'dan Hazar Denizi ile Karadeniz ve Kafkaslar arasındaki Kıpçak topraklarının bozkırları üzerinden Avrupa'ya doğru bir başka rota üzerinde örgütlenmişti.[23] Bu köle ticaret yolu, imparatorluğun çevre bölgelerine köle taşımak için kullanılan bir dizi şehir aracılığıyla birbirine bağlanıyordu. Bu şehirler arasında başkent Karakurum ana merkez olmak üzere Moğol hanlıklarının başkentleri ve halihazırda var olan köle ticaret merkezleri, özellikle eski bir köle ticaret merkezi olan Buhara yer alıyordu.[23]
Köle ticareti, köle tüccarları tarafından yapılan baskınlar ve satın almalar ile boyunduruk altındaki devletlerin haraç olarak köle vermeye zorlandığı haraç sistemiyle; Moğol İmparatorluğu ve onu izleyen hanlıklar dönemindeki savaş seferleri sırasında elde edilen savaş esirleriyle besleniyordu. Örneğin Timur'un Delhi'yi yağmalaması sırasında binlerce yetenekli zanaatkar köleleştirilerek Orta Asya'ya kaçırılmış ve Timur tarafından kendi astlarına hediye edilmiştir.[6]
Hint köleler
Delhi Sultanlığı (1206-1526) döneminde Hindular, Orta Asya köle pazarına ihraç edilmek üzere o kadar büyük miktarlarda köleleştirildi ki, Hint köleleri düşük fiyatlı, ulaşılabilir ve karşılanabilir köleler haline gelmiş ve uluslararası pazarlarda talepleri artmıştır.[6] O dönemde köleleştirilen savaş esirlerinin yanı sıra, Delhi Sultanlığı'na gelir sistemi aracılığıyla çok sayıda Hindu köle sağlanmış;tır bu sistemde, alt düzey iktadarlar ordularına gelir elde etmek amacıyla çok sayıda Hindu'yu kaçırma emri veriyorlardı.[6] Vergiler genellikle Sultan'a daha az sadık olan topluluklardan köle şeklinde alınıyordu ve vergi ödeyemeyen gayrimüslimler kolaylıkla Sultan'ın otoritesine direnen kişiler olarak tanımlanıp savaşlarda köle olarak kaçırılabiliyorlardı; Sultan Alaeddin Halaci (h. 1296-1316) gelir ödemelerini yapmayan gayrimüslimlerin köleleştirilmesini yasallaştırmıştır.[6]
Köle pazarı
Buhara köle pazarı, Müslüman dünyasına köle ihraç eden önemli bir merkez olmaya devam etmiştir. Orta Doğu, kızların cinsel köle ve erkek çocukların ise hadım ve askeri kölelik için kullanılması nedeniyle büyük bir pazar olmaya devam etmiştir.
Türk halklarının Müslümanlar tarafından köleleştirilmekten korunmak için İslam'ı benimsemeleriyle paralel olarak 14. yüzyılın başlarından itibaren Türk köle arzı, giderek azalmaya başlamıştır. Ancak Türk kölelere olan talep hâlâ yüksekti.
Türk kızları, cariye olarak cinsel kölelik için yaygın bir hedef olmaya devam etmiştir; Şecerüddür büyük ihtimalle başlangıçta Türk bir cariye köleydi.[24]
Türk erkek köleler askeri kölelik için ideal olarak görülmeye devam etmiştir. Türk erkekleri, Delhi Sultanlığı'nın (1206-1526) ve Yemen'deki Rasulid hanedanlığının (1229-1454) köle pazarında köle asker (memlûk) olarak popülerdi.[22] Memlük Sultanlığı'ndaki Bahrî Memlûkler'in köle askerlerinin çoğunluğu Türk kökenlidir.
Örneğin, 1326 tarihli bir Buhara bağış senedinde Moğol, Hint, Çinli (Hıtay) ve Rus olmak üzere çeşitli etnik kökenlere sahip on dokuz kölenin adı geçmektadir.[25]
Kuzey Çin'den gelen Hıtay köleleri, Moğol fethinden önce Müslüman köle pazarı için popüler kölelerdi ve Orta Asya'da İran'da güzellikleri ile tanınıyorlardı.[25]
Orta Asya'daki iç pazarlarda köleler, özel evlerde, bahçeyle ilgilenmek, toprağı işlemek ve Orta Asya'nın zengin ailelerinin tarımsal işletmelerindeki hayvanları yönetmek, askeri köle, sulama kanallarının bakımı için tuğla fabrikalarında işçi olarak kullanılıyorlar ve inşaat mühendisliğinde çalışmak üzere eğitiliyorlardı. Özel kişiler yüzlerce köleye sahip olabiliyordu: Bir Cübeyr Şeyhi (Nakşibendi Sufi lideri) 500'den fazla köleye sahipti, bunlardan kırkı çömlek üreticisiydi, diğerleri ise tarım işçisi, hayvancılıkla uğraşan ve marangozdu. Hint köleler, gelişmiş Hint tekstil endüstrisi, tarımsal üretim ve mimarisi nedeniyle yetenekli zanaatkarlar olarak özellikle takdir ediliyorlardı. Belirli bir kategori seks köleliğiydi ve çekici köle kızlar, inşaat mühendisliğinde yetenekli zanaatkarlardan daha yüksek bir fiyata satılıyordu.[6]
Remove ads
Buhara Hanlığı ve Emirliği (16.-19. yüzyıllar)
Özetle
Bakış açısı
İngiliz gezgin Anthony Jenkinson, 16. yüzyılın ortalarında, buraların küresel köle ticaretinin önemli merkezleri ve "dünyanın köle başkentleri" olduğu bir dönemde, Hiva ve Buhara'daki köle ticaretini anlatmıştır.[26]
16. yüzyılda Hive ve Buhara üzerinden kaçırılan kölelerin büyük çoğunluğu Farslar ve Ruslardan oluşuyordu. Her yıl Hiva ve Buhara köle pazarlarında yaklaşık 100.000 köle satılıyordu ve bunların çoğu Fars veya Rus'tu.[26]
19. yüzyılda Hive köle ticareti Buhara köle ticaretinden daha büyük hale gelmiştir,[27] ancak her ikisi de birçok benzerliği korumuştur. Türkmen kabile grupları, Ural boyunca uzanan Rus ve Alman yerleşimciler ile Meşhed'e gelen Fars hacılar olmak üzere iki köle kaynağına karşı alaman adı verilen düzenli köle baskınları düzenliyordu; bu iki kategori sırasıyla Hıristiyanlar ve Şii-Müslümanlar olarak köleleştirme hedefi olarak dini açıdan meşru görülüyordu.[27]
Hint halkı
Bir başka köle kaynağı ise Afganistan'daki Hindukuş Dağları üzerinden ithal edilen ve Buhara'daki iç pazarda popüler olan Hindu Hintlilerdi. Hristiyan Ruslar, Budist Kalmaklar, Sünni olmayan Afganlar ve Şii İranlıların yanı sıra Hindu Hintliler de en azından Orta Çağ'dan ve erken modern dönemden beri Orta Asya köle ticaretinde önemli bir köle kategorisi olmuştur. Çok tanrılı Hinduların açıkça kâfir, yani İslam'a "inanmayan" kişiler olarak tanımlanması nedeniyle, Hintliler şüphesiz köleleştirme için meşru hedefl olarak görülüyorlardı ve Orta Asya köle pazarında köle olarak yaygındılar.[6]
Kuzey Hindistan'daki Müslüman hakimiyeti, M.Ö. 6. yüzyıldan beri köleliğin bilindiği Hindistan'a köleliği yeni getirmemiş olsa da, kölelik Delhi Sultanlığı (1206-1526) ve Babür İmparatorluğu (1526-1856) dönemlerinde genişlemiş ve Orta Asya ile Hindistan arasındaki insan trafiğinin kaynakları arasında yer almıştır.[6]
Hint tüccarlar, Hint kölelerini Orta Asya köle pazarına taşımışlar ve köleleştirilmiş Hintliler, onları kervanla Hindu Kuş üzerinden Orta Asya'ya taşıyan Orta Asyalı köle tüccarları tarafından at gibi emtialar karşılığında satın alınmış veya takas edilmiştir. 1581'de Portekizli Cizvit misyoner Peder Antonio Monserrate, Hint ve Orta Asya arasındaki köle ticaretinde aracı olarak görev yapan Pencap'taki "Gaccares" (Ghakkars) kabilesinin, Hint kölelerini Orta Asya ("Turk") atları karşılığında o kadar çok takas ettiğini kaydetmiştir ki, "Hindistan'dan köleler, Partlardan atlar" atasözüyle ilişkilendirilmiştir.[6] Orta Asya kervan yolları, yollardaki tüccarları soyan haydutlar tarafından sıkça saldırıya uğruyordu ve Hintli tüccarlar söz konusu olduğunda, tüccarlar ve maiyetleri yalnızca soyulmakla kalmıyor, aynı zamanda esir alınıp köle pazarında satılabiliyorlardı.[6]
Hint köleleri ayrıca hükümdarlar arasında hediye olarak veriliyordu; örneğin 16. yüzyılda, duvarcılıkta yetenekli dört köle, Babür imparatoru Ekber Şah tarafından Buhara hükümdarı II. Abdullah Han'a verilmişti.Buhara hükümdarı 1589'da, sağlıklı otuz üç yaşındaki bir Hintli erkek kölenin bedeli Semerkant'ta 225 tanga'ya satılmış ve Hintlilere "köle koyun" denilmiştir.[6]
Farslar
Hiva ve Buhara köle ticaretinde kölelerin başlıca kaynağı Farslardı; İslam Müslümanların diğer Müslümanları köleleştirmesini yasaklarken, Farslar Şii Müslümanlardı, Hiva ve Buhara ise Sünni Müslümanlardı ve bu nedenle köleleştirmenin meşru hedefleri olarak görülüyorlardı.[26]
Şii Farslar, Sünni Müslüman Türkmenler ve Özbek köle tüccarları tarafından meşru hedefler olarak görülüyorlardı.[6] Özbekler ile Safeviler arasındaki savaşta ve Türkmenlerin İran'ın kuzeybatısındaki köylere yaptığı baskınlarda birçoğu köle olarak alınmıştır.[6]
Ruslar
16 ile 18. yüzyıl arası Erken modern dönemde, Hiva ve Buhara, Kırım Tatarları (genellikle Ruslar) tarafından kaçırılan çok sayıda Avrupalı köleyi ithal etmiştir.[26]
Köleleştirme için meşru hedef olarak görülen Müslüman olmayanlar gibi Hristiyan Rus yerleşimciler de, Kırım Tatarları, Nogaylar, Kalmaklar ve Başkurtlar tarafından sınırlardan kaçırılıp Hiva, Belh ve Buhara'daki köle pazarlarına götürülmüşlerdir.[6]
Köle pazarı
16. yüzyılda Buhara, Orta Asya, Ortadoğu ve Hindistan'a köle ihraç etmeye devam etmiştir. Buhara, köle satın almak için Buhara'ya gelen Hindistan ve diğer "Doğu" ülkelerinden gelen köle tüccarları için önemli bir köle pazarıydı.[28] Köleler Buhara'dan Orta Asya'daki diğer İslam hanlıklarına ihraç ediliyordu.
Buhara'da köleler iç pazarda da kullanılıyordu. Buhara'da da köleler normal İslam dünyasındaki kölelirin kullanıldığı işlerde kullanılıyorlardı. Kadın köleler, ev hizmetçisi veya cariye (seks kölesi) olarak kullanılıyorlardı. Baron Meyendorff ,1820'li yıllarda yetenekli bir zanaatkarın yaklaşık 100 tilla'ya satılabileceğini, güzel bir cariyenin ise 150 tilla'ya kadar satılabileceğini bildirmiştir.[6]
Erkek köleler gulâm köle asker olarak kullanılıyorlardı. Buhara ayrıca tarımda köle emeği, genellikle Hintli köleler kullanıyordu.[29]
19. yüzyılda Hive ve Buhara köle pazarları hâlâ dünyanın en büyük köle pazarları arasında yer alıyorlardı. Türkmenler köle baskınlarıyla o kadar ünlüydüler ki, "Peygamberin kendisi ellerine düşerse onu köle olarak satmaktan çekinmeyecekleri" söylenirdi.[28] Bölgedeki seyyahlara yönelik sürekli baskınlar da seyahat açısından sorun teşkil ediyordu.
1821 yılında Buhara'da 20.000 ila 40.000 arasında kölenin bulunduğu ve 1860'lı yıllarda bu sayının 20.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.[29]
Kraliyet haremi
Orta Asya'daki (Özbekistan) Buhara Emirliği (1785-1920) hükümdarının kraliyet haremi, Hive Hanlığı'nınkine benziyordu. Buhara'nın son Emiri'nin 100 kadından oluşan bir haremi olduğu, ancak ayrıca "şeftali tenli dans eden oğlanlardan " oluşan ayrı bir "haremi" olduğu rivayet edilir.[30] Sovyetler bölgeyi fethettiğinde harem kaldırılmış ve Han Seyyid Mir Muhammed Alim Han kaçmak zorunda kalmıştır; harem kadınlarını geride bıraktığı ancak dans eden çocuklarından bazılarını da beraberinde götürdü rivayet edilir.[30]
Remove ads
Kaldırılması
Özetle
Bakış açısı
Buhara'daki köle pazarı da Hive'deki köle pazarı gibi 1873'te Rusların işgali sonrasında yasaklanmıştır. Ancak süreç farklı işlemiştir. 1868 yılında Rusların Buhara'yı fethetmesinden sonra Buhara Rus himayesine girmiştir. Emir'in resmen hâlâ iktidarda olduğu Buhara'da Ruslar tam bir kontrole sahip değildiler. Rusların 1873'te Hive'yi fethetmesinden sonra komşu Hive'de köle ticaretinin kaldırılması, Rusların Buhara'da da köleliği kaldırmak için güçlerini kullanmaları yönünde baskı yapmasına neden olmuştur. Rusya, hem ulusal hem de uluslararası Batı kamuoyunun baskısı altındaydı ve köleliği ve köle ticaretini ortadan kaldırması gerekiyordu.[31]
1873 Rus-Buhara Antlaşması Buhara köle ticaretini kaldırmıştır.[31] Komşu Hiva'nın aksine, köle ticareti yasaklandıktan sonra Buhara'da kölelik yasaklanmamıştır.[31] Rus Genel Valisi, Emir Muzaffer bin Nasrullah'ı Buhara'da köle ticaretini kaldırdığı için tebrik etmiş ve köleliğin de on yıllık bir süre içerisinde kademeli olarak ortadan kaldırılacağı yönündeki umudunu dile getirmiştir.[31]
Emir, 1883'te Ruslara köleliği kaldıracağına dair söz vermiş; ancak bu durumda eski köleler o zamana kadar köle sahiplerinin yanında kalacak ve daha sonra kendil özgülüklerini satın alma hakkı verilecekti; bu sözden sonra diplomatik temaslarını zedelemek istemeyen Ruslar, emire bu konuda daha fazla baskı yapmaktan kaçınmışlardır.[31]
Sonrası
Ancak 1873'teki resmi kaldırılmaya rağmen, köle ticareti emirin onayıyla yasadışı olarak devam etmiş ve emir, haremini köle askerlerle ve haremini köle cariyelerle doldurmak için Türkmen köle tüccarlarından Fars köleleri satın almaya devam etmiştir. 1878'de bir Rus ajanı Buhara'da köle ticaretine tanık olduğunu bildirmiş [31] ve 1882'de İngiliz gezgin Henry Lansdell hala devam eden köle ticaretinin farkına varmıştır.[31]
Emir Muzaffer bin Nasrullah, Ruslara söz verdiği gibi 1883 yılında köleliği kaldırmadı. Ancak oğlu Emir Abdülahhad Han, babasının sözünü yerine getirerek Buhara Emirliği'nde köleliği resmen kaldırmıştır.[31] Ancak Buhara'da kölelik devam etmiş ve Kraliyet Hanedanı ile Kraliyet Haremi, Türkmen köle ticaret acentelerinden gizlice elde edilen kölelerle doldurulmaya devam etmiştir;[31] Buhara Emirliği, Buhara Devrimi ve Buhara operasyonundan (1920) sonra komünist Sovyetler Birliği tarafından ilhak edildiğinde, son Emir Seyyid Mir Muhammed Alim Han, Kızıl Ordu'dan kaçıp köle cariyelerini geride bırakmıştır.[30]
Remove ads
Kaynakça
Wikiwand - on
Seamless Wikipedia browsing. On steroids.
Remove ads